25 Nisan 2018

BLOG YAZARLARINI TANIMA *MİM*


Gecikmeli bir mim yazısıyla geldim :) Düş Tasarımcısı ve Beytullah Poyraz arkadaşlarım beni mimlemişler, teşekkür ediyor ve gecikmeden dolayı özür diliyorum. Cevaplara başlıyorum :)

1-Nerelisin?
ANKARA. 

2-Burcun nedir?
Burcum aslan. Özelliklerini pek bilmiyorum ama liderliğe takıntılı oldukları kısmı bana uymuyor. 

3-Bloglarda en çok ilgini çeken nedir?
Bloglarda en çok ilgimi çeken paylaşımların konusu. Temaya hiç takılmıyorum. Konular cazip geliyorsa, görseller varsa anlatım da akıcıysa ilgim tam da o noktadadır.

4-En Sevdiğin Mevsim?
En sevdiğim mevsim yaz. Ağustos doğumlu olmamın bir etkisi var mı bilmiyorum. Yaz bana çok coşkulu geliyor, herkes çok özgürmüş gibi hissediyorum:) Güneş, benim ruh halimle arasında görünmeyen bağlar kurmuş bir kudret. Güne bakış açımı bile değiştiriyor resmen.

5-Yabancı dil biliyor musun?
Hayır. Yabancı dil ağırlıklı bir lisede okudum, bir de üniversitede zorunlu olarak İngilizce dersi aldım. Hepsi bu. Ayrı bir merak olarak da öğrenmek istemedim sanırım, eğitim hayatımla sınırlı kaldı yani.
6-Boş zamanlarını nasıl değerlendiriyorsun?
Çok fazla boş vaktim olmuyor Poyraz'dan dolayı. Ama boşta kaldığım bir zamanı yakaladıysam şimdi ne yapacağım kararsızlığıyla ve şaşkınlığıyla geçiyor sanırım. Kısa sürede pek çok şey yapmak istiyorum. 

7-En son hangi kitabı okudun?
Küçük Kara Balık :) İskender Pala'nın Ansiklopedik Divan Şiiri Sözlüğü'nün aralarına böyle küçük kitaplar serpiştiriyorum. Sözlük okumam hala devam ediyor.

8-Hayatında pişman olduğun bir şeyi anlatır mısın?
Seçemem şimdi içlerinden... Daha önce paylaştığım soru etkinliği miminden alıntı yapayım:)
 Hiç pişman oldun mu?
Çokkk...Çok kötü bir huyum bu benim. Çok fazla keşke derim. Hem zor karar vermek bir de üstüne keşke demek...gerçekten kendim; kendime çıldırıyorum. 
Büyük pişmanlıklar değil tabi de...rutin pişmanlıklarım bile vardır benim. Mesela her yemekten sonra pişman olurum. Keşke daha az yeseydim diye hayıflanırım. Sabahları uyanırken gece erken yatmadığıma pişman olurum...Böyle böyle şeyler işte.

9-Tuttuğun takım var mı?
Hayır yok. Bana oldukça uzak bir konu.

10-Çantandan eksik etmediğin şeylerden bazılarını yazar mısın?
Cüzdan, ıslak mendil, peçete, küçük arabalar...bunlar temel şeyler ama bu kadar az malzemeyle çıktığımı neredeyse hatırlamıyorum. İki buçuk yaşında bir çocukla dışarı çıkılacağı zaman çantanın boyutunu ve içindekileri tahmin edersiniz :)

11-En sevdiğin içecek nedir?
Soğuk çay dışında hepsi. Su, çay, kahve (her çeşidi) kola, soda, gazoz.....uzaar gider.

12-Ve son olarak blogundan hiç para kazandın mı?
Hayır :) Ama isterim :)


İşte böyle, parça parça birbirimizi tanımaya çalışıyoruz. Bu mim soruları uzun zamandır cevaplandığı için pek çok kişinin yaptığını düşünüyorum. Ama hala yapmayan varsa seve seve mimlemiş olayım :)

Mutlu günler...

18 Nisan 2018

Sen Başlattın OBLOMOV!


Oblomov'un sanat hali:
İvan Gonçarov'un 19. yy Rusya'sını soylu bir karakter üzerinden işleyerek okurlarla buluşturduğu eseri. 1859' da ilk kez yayınlanan kitap o dönemde ve daha sonraki dönemlerde oldukça fazla ilgi görmüş. Oblomov' a bir dönem romanı diyebiliriz. Romana ismini veren karakter üzerinden dönemini açık bir şekilde eleştirmiştir Gonçarov.
Kahraman Oblomov, birlikte yaşadığı uşağı, çok güven duyduğu dostu, karşılık bulduğu ancak kendisine tahammül göstermeyen aşkı...Burjuva, toprak zenginliği, kayıtsızlık, duyarsızlık, hayalperestlik, duyarsızlık, umursamazlık, isteksizlik ve bütün bunların yoğun bir miskinlikle buluşup bir bedende toplanmış hali Oblomov.
Köyden kente göçüp topraklarının gelirleriyle kentte ufak bir dairede uşağıyla birlikte yaşayan, git gide kendini bitirme yolunda ilerleyen Oblomov'un sürekli işleyen beyni ve hiçbir şey yapmayan bedeninin çatışmaları bizler için ibretlik. Onu hayatın içine katmaya çalışan kendisiyle tamamen zıt karakterde olan dostu Ştoltz ve hayatının belli bir kesitine sadece ufak bir kıpırdanma getiren aşkı Olga. Oblomov'un miskinlikten dolayı sadece dairesinde hatta neredeyse yatağında geçen hayatı ve etrafında yaşananlar...

Oblomov'un hastalık hali:
Gonçarov'un 1800'lü yıllarda odasından çıkmayan silik bir karakter yaratırken bu karakterin yüzlerce yıl sonra bile farklı toplumlarda yaşayacağı aklına gelmiş miydi acaba?
Oblomov, başlangıçta zengin biri. Toprak zengini, çalışarak para kazanmaya ihtiyacı olmayan birinin tembel olması; rahatlık ve keyif içinde yaşaması normal bir durummuş gibi geliyor aslında. Ama durumun iç yüzü böyle değil...
Amaç sadece para kazanmak olmasın. Oblomov'un tembelliği her yönde. Öyle ki kıyafetlerini bile uşağının yardımıyla giyip çıkarma aşamasına kadar geliyor. 
Aslında açıklamalar Oblomov'un tam bir atalet hali içinde olduğunu söylüyor. Yani durağan, hareketsiz, tembel, ağırkanlı, yılgın...Üzerine ölü toprağı serpilmiş gibi.
Ancak Oblomov'u ilginç kılan basit, yüzeysel, düşüncesiz tembelliği değil. Bunun tam tersi...O çok düşünüyor...Hem de çok çok çok...Öyle ki düşüncelerin içinde kalıp patinaj yapmaktan uygulamaya istek ve enerji bulamıyor. İçinde bulunduğu durumun farkında; bu durumdan kurtulmak için yapabileceklerinin de farkında. Yapacaklarını düşünüyor, etrafındakilerin yapacaklarını düşünüyor, kendisinin başka neler yapabileceğini düşünüyor, yapsa nelerin değişmeyeceğini, bir şeyi yaparsa kendisini ne kadar yoracağını düşünüyor...Sonra bunları başa alıp tekrar düşünüyor...Düşünüyor ama ilerleyemiyor. Ruhu sürekli bir şeyler yapmakla yan gelip yatmak arasında gidip geliyor. Oysa bu iki durum arasında bir tercih yapmıyor ve kayıtsız kalmayı tercih ediyor. Her şeye karşı kayıtsızlık...
Ştolts, oldukça hırslı arkadaşı sık sık onu motive etmeye, üzerindeki ölü toprağını atmasına yardım etmeye çalışsa da çabaları boşa çıkıyor. Onun söylediklerini anlar, yapmak ister ama hiçbir zaman yapmaz. Arkadaşını bir kır gezisine bile ikna edemeyen Ştolts onun bu durumuna 'Oblomovluk' adını verir.
Gonçarov'un yarattığı Oblomov ve bizlere miras bıraktığı Oblomovluk!
Her şeyin farkında olma durumu ve başlangıç için bir adım bile atmama durumu. Yapılacakların planını projesini belirlemekle enerjiyi yok etme hali. Dermansızlık, umutsuzlukla, kayıtsızlıkla iç içe..
Oblomov nerede mi? Her yerde, etrafımızda, yakınımızda, biz, sen, ben...
Hala yaşıyor, yaşatıyoruz...
İyi bir kariyer istiyoruz, yapılacaklar belli...düşün, düşün ...adım yok!
Kilo vermek istiyoruz, yapılacaklar belli...düşün düşün adım yok!
Sınava girilecek, yapılacaklar belli...düşün, düşün...adım yok!
Sosyal olmak, temiz olmak, güzel yemek yapmak, kitap okumak, mutsuzluktan kurtulmak...bir sürü bir sürü istek ve yapılacaklar...Hepsinin düşüncesiyle yorulmuş, kararsızlıklar arasında kaybolmuş bizler. Ortaya çıkan bahaneler...
Oblomov bir karakter, beni oldukça etkiledi. Bizler varız, burdayız...
Günümüzde, toplumumuzda Oblomovluk diye bir hastalığın var olduğunu düşünüyorum. 
Bizleri de sarıp sarmalamadan kurtuluruz umarım...
Ştolts'un dediği gibi :" Şimdi ya da hiçbir zaman
Güzelliklere adım atalım...

Sevgiyle...


Not: Sevgili Yurdagül Hanım da bizi bu ataletli ruh halleri ve bu hallerden kurtulma yollarıyla ilgili bilgilendirirse çok sevinirim.

10 Nisan 2018

Daldan Dala Atlama Yazısı #3

Selam!
Hali hazırda nisandan da on gün tüketmişken bir ses vereyim istedim. Yazacak hem çok şeyim var hem de hiçbir şeyim yok gibi. En güzeli, beni rahatlatan bu beyin geçişlerimle dolu yazı dizime bir tane daha eklemek olacak sanırım. 
Buralara iyiden iyiye bahar geldi. Ağaçlar çiçekli, yerlerde yeşillikler var. Dışarı çıkarken üstümüze ne alacağımızı da bilemediğimize göre tam bir bahar yaşıyoruz. Hani güneş gören yerlerde terleyip, gölgelerde buz kestiğimiz havalar. Eşimin de alerjisi başladığına göre hoş geldin bahar...
Üstümde bir ağırlık, beynimde, vücudumda bir kilitli olma hali...Bir kararsızlıklar yumağı...Arafta kalmış gibi savrulup gitme durumu...Pek de iç açıcı bir vaziyette değilim yani...Şimdi ben bu durumu da bahara yüklerim aslında da, yapmıcam...hep benden ötürü :)
Geçecek inşallah bu gel gitler...

Hiç kitap okumadım, hiç film izlemedim...Biraz yoğunlaştırılmış bir şekilde edebiyat çalışıyorum...Bir nevi bilgileri güncelleme yapıyorum. Edebi şahsiyetlerle boğuşuyorum...Hey hat! Kimler gelmiş kimler geçmiş...Yeni öğrendiğim detaylar işi biraz daha cazip hale getiriyor. Bazen resmen içim daralsa da kelimelerin büyüsü; sanatın, sanatçıların sunduğu estetik bakış açısı beni tekrar içine çekiyor. 

Günler otuz yaşımdan sonraki her gün gibi jet hızıyla bitiyor. Aaa kahvaltı yapacaktık derken gece oluyor sanki. Öyle bir hız. Bu hızda giderken Poyraz büyümese pek takılmıcam aslında. Ama bu döngünün içinde giderken onun her hangi bir evresini kaçırmaktan korkuyorum. 
Evimizde artık sürekli bir sohbet hali var. Küçük bey neredeyse her konuda bizimle konuşabiliyor. Onun hayal dünyasını aktarışı, kelimeleri telaffuz ediş şekli, 've, ve de' diye diye uzattığı bitmek bilmeyen cümlelerini dinlemek ve onu izlemek çok güzel. 'yeni bir bilgi öğreticem' diyerek yaptırıyorum isteklerimi!:) Anneler de rüşvet verir bazen. 
Şu sıralar hayat biraz böyle devam ediyor. Edebiyat, Poyraz, bahar ve eşim tabi ki :)Şükür elbet.

Haberler ve gündem genelde olduğu gibi iç karartıcı, umut yıkıcı...Savaşlar, ihanetler; hırslar...İnsanoğlunun bitmek bilmeyen yarışı, bir türlü gözü doymayanların mücadelesi...
En son aklımda kalan ve beni oldukça üzen, hayrete düşüren Osmangazi Üniversitesinde yaşananlar mesela. Bir araştırma görevlisinin dört üniversite personelini öldürmesi...Ne acı! Ne zaman bu hale geldik ki! İnsan bu yaşananların faturasını kime kesecek acaba? Kendini bilmeyen, kendini tanımayan, merhametini çürütmüş insan günah keçisi olarak hep mi şeytanı seçecek kendisine?

İşte yaşananların içinden hiç etkilenmemiş rolüyle çıkıp rutin yaşantımıza devam ediyoruz. 

Ezgi'nin başlattığı meydan okumaya da devam etmeye çalışıyorum bu arada. Ama motiflerim biraz büyüdü sanki; birkaç güne sarkabiliyor :)) 

Belli bir süre sesim çıkmıyor diye aklına düştüğüm arkadaşlarıma hal hatır sordukları için çok teşekkür ediyorum. Beni çok farklı bir aile hissine sokup duygulandırdılar... Bazı mim yazılarında beni mimleyen arkadaşlarıma da çok teşekkür ediyorum. İlk fırsatta yazıcam inşallah onları da...

Bir türkü var ya hani 'yazın yağar kar başıma...' diye...Sakın melankolik dönemlerinizde dinlemeyin  :) İster istemez bütün dünya yıkılıyor ve siz altında kalıyorsunuz. Ben artık Beethoven, Chopin falan dinliyorum :) oohh bir dinginlik...

Son bir şey, Asaf Halet Çelebi'yle:
'İbrahim
İçimdeki putları devir
Elindeki baltayla...'

Derin anlamlar taşır, şiirin tamamını okumayı size bırakıyorum.

Görüşmek üzere...
Sevgiyle...



  

27 Şubat 2018

"SENİ SEN YAPAN SEVDİĞİN ŞEYLER" *mim*


Yine Ezgi'nin öncülüğünde yeni bir güzellik...Kendisi aklından ve kalbinden geçen güzellikleri bizimle paylaşarak hatta bu güzelliklere bizi de katarak mutluluk dağıtmayı çok iyi biliyor...Böyle güzel bir mim başlattığı için ve beni de mimlediği için çok teşekkür ediyorum..Ezgi'yi farklı bir açıdan da tanımak isterseniz onun yazısına buradan ulaşabilirsiniz.
Belli bir süredir benim de aklım biraz karışık, ruh halim depresifliğe yaklaşmışken bu yazı iyi gelir diye düşünüyorum. Artık doğaçlama, aklıma ne gelirse sıralanmış olacak :))
  • Kahve kokusunu, kahve içmeyi çok seviyorum. Sanki içecek konusunda pek sınırım yok gibi...Soğuk çay dışında bütün içecekleri çok seviyorum.
  • Saçlarımı sımsıkı bağlamayı seviyorum. Yüzüme değen saç olmayınca çok mutlu oluyorum:)
  • Çanta almayı çok seviyorum. Alıp kullansam daha iyi ama değiştirmeye üşeniyorum.
  • Lahmacunu çok seviyorum. Soğanla birlikte tabikii...
  • Dışarıdan eve geldiğimde evin sıcaklığını ve kokusunu çok seviyorum...
  • Eve gelir gelmez ev kıyafetlerimi giymeyi seviyorum. Hani olur ya en rahatından :)
  • Ekmek arası bir şeyler yemeyi seviyorum. Hatta her şeyi ekmeğin arasına koyasım geliyor.
  • Evde derinden gelen müzik sesini seviyorum.
  • Güneş alan odaları, pencereden içeri giren güneş ışığını çok seviyorum...
  • Oğluma sıkıca sarılmayı ve onu sesli sesli öpmeyi çok ama çok seviyorum.
  • Akşam yemeği hazırlamayı seviyorum.
  • Herhangi bir şeyleri kutlamayı çok seviyorum.Kutlamaya her şey sebep olabilir :)
  • İlkbaharda doğanın canlanışını seviyorum.
  • Deniz,göl... kenarında oturup enginliğe şükretmeyi seviyorum.
  • Memlekete gittiğimizde annemlerin evde bizi karşılamasını ve annemin karşılama sofralarını çok seviyorum.
  • Eşimle birlikte uzun yolculukları seviyorum.(Tabi artık oğlum da eklendi:) Yolculuk boyunca fazlaca mola vermeyi seviyorum.
  • Tatillerin ilk gününü çok seviyorum.
  • Mütevazı davranan ve yaşayan insanları çok seviyorum.
  • Oğluma vermeye çalıştığım değerleri uyguladığını görmeyi çok seviyorum.
  • Yaptığım yemeklerin iştahla yenmesini çok seviyorum.
  • Karpuzun göbeğini...beyaz dutu çook seviyorum.
  • Azeri şarkılarını dinlemeyi ve yazılı metinlerini okumayı seviyorum.
  • Türkü ve özgün müzik dinlemeyi çok seviyorum. 
  • Üçgen peynir,simit, çay birlikteliğini seviyorum.
  • Oğlumun uydurduğu hikayeleri dinlemeyi, şarkı mırıldanmalarını çok seviyorum.
  • Hediye paketi açmayı çok seviyorum. Küçük küçük hediyeleri seviyorum.
  • Bir şeyleri ucuza almayı seviyorum :)
  • Salaş,sevimli, doğal mekanları çok seviyorum.
  • Karın yağışını seviyorum.
  • Keçiboynuzu yemeyi seviyorum.
  • Kırtasiye alışverişi yapmayı seviyorum. Renkli kalemlerle yazı yazmayı çok seviyorum.
  • Patatesi her haliyle seviyorum.
  • Eşimin ve oğlumun baş başa  konuşmalarını uzaktan dinlemeyi seviyorum :)
  • Defterlerin sağ taraflarına yazmayı seviyorum.
  • Hayal kurmayı ve hayallerden konuşmayı seviyorum.
  • Bahçeden toplanmış domates,biber ve salatalık kokusunu çok seviyorum.
  • Hamurla uğraşmayı ve hamur işleri yapmayı seviyorum :)
  • Tarçın ve vanilya kokusunu seviyorum.
  • Baharatları çok seviyorum.. En çok da isot ve sumak :)
  • Evimi çok seviyorum.
  • Ailemi...gülüşlerini çok seviyorum...
Yazıya başlarken galiba sevdiğim hiçbir şey yok diye düşünürken coştum gittim :) Daha da uzardı sanki ama bu kadar yeter sanırım...Gerçekten güzel şeyleri düşünüp yazınca mutlu oldum :) Ezgi'ye tekrar teşekkür ediyorum.
Ben de birkaç kişiyi mimlemek istiyorum...
Arkadaşlarım kabul edip yazarlarsa çok sevinirim. Keyifle okuruz paylaşımlarını.

Sevgiyle...

18 Şubat 2018

DERİN ACI


Bu sabah odasına girdiğimde oğlumu yerde oturmuş kucağında sarıp sarmaladığı peluş köpeğine ateş ölçerini tutarken gördüm. 'dııtt' sesinden sonra daha bir sıkı sarılıyor 'korkma ben yanındayım' diyordu. Araya girip ne olduğunu sordum. 'köpüşün ateşi çıkmış,onu iyileştirmeye çalışıyorum anne' dedi. Nasıl iyileştiriyorsun? Dedim. ' Sarılıyorum' dedi.
Odasında,peluş köpeğinin ateşi çıktığı için sarılarak onu iyileştirmeye çalışan bir masum... Ben...çok şeyi bilen...çok şeyi duyan...keşke duymasam,keşke bilmesem kıvranmaları içinde sıkışıp kalmış; gerçeklerden nefret eden, çocuğunun yüzüne bakmaya utanan,korkan, takıntılı değil 'endişeli, güvensiz' anne!
Okumadım, okuyamadım ayrıntılarıyla haberleri... duyduğum, okuduğum kadarı benim boğazımda yutkunamayacağım kadar büyük bir yumruk oldu... omuzlarımda dünyanın yükü oldu...utancım,korkum, çaresizliğim oldu...
Kirlendik...baştan ayağa pisliğe bulandık...toplum olarak, insanlık olarak yerin yedi kat dibindeyiz...artık arınmaz bu pislikler, çıkamayız diplerden... Bu günah hepimizi yakar...
'İstismar' değil! Olamaz! Bu cinayet,bu vahşet, zulüm, işkence...bu acıların en büyüğü...bu insanlığın yok oluşu... vicdanın,merhametin kayboluşu...bu bir toplumu isyana sürükleme...bu bir toplumu yok etme...bu geleceği karartma...hayalleri yok etme...endişeyi, güvensizliği, kaygıyı,acıyı milyonlarca yüreğe serpme...bu,bu,bu...affedilemez!!
Sürekli konuşulsun,tepki görsün istemiyorum bizi bu lanet düşüncelerle yaşayamaz hale getiren zalimler...Ceza istiyorum,en en en ağırından! Geçer mi acısı,geçmez elbet...ama caydırsın, örnek olsun...
Kalbim paramparça...Bu yaşananların hesabını evlatlarımıza nasıl veririz bilmiyorum... korkuyorum,hem de çok...gönlüm hep bedduadan yana, durduramıyorum kendimi... çünkü bir gün tırnağını keserken etini acıttığım için çok ağladım...çünkü bir gün hasta olduğu için gözümü kırpmadım... çünkü bir gün onu oyuncak köpeğini sarılarak iyileştirmeye çalışırken gördüm...çünkü her gün onun masum dünyasına tanık olarak yaşıyorum...durduramam kendimi,acım yüreğimi dağlar,bedduama, öfkeme hakim olamam...
Dile getiremediğim bir yaşanmışlık hepimizi derinden etkiledi. Gözlerimizi kapatıp seyirci kalamadık haberlere. İçimize atılan bu korku tohumları büyür de büyür artık , geri dönüşü yok. Üstümüzdeki yük çok büyük, sorumluluklarımız çok fazla, görevlerimiz,yapacaklarımız çok çok fazla hem birer birey hem de anne baba olarak. Herkes sorumlu yaşananlardan,herkes masumlara karşı sorumlu,herkesin geleceği temizlemek için görevi çok fazla.
Anne babalar kendimize gelelim, çocuklarımıza sayılardan,renklerden önce merhameti,sevgiyi,acımayı, hoşgörüyü öğretelim...önceliğimiz bunlar olsun ki gelecek karanlıklarda kaybolmasın...bir toplum yaşanan acılarla kahrolmasın...
Yaşanan olayın acısının tarifi elbet imkansız,dilerim cezaların en ağırı insan kılığına bürünmüş bu caniler için olur...dilerim ki bir daha hiç yaşanmaz...
Allah yardım etsin bizlere, yavrularımızı her türlü kötülükten uzak tutsun...
Çok üzgünüm, çok...

12 Şubat 2018

SİNEMA VE BEN *MİMM*


Bir mim yazısıyla daha merhaba:) Beni mimleyen arkadaşımız Gizem'e teşekkür ediyorum..Yazımı yazmak için biraz beklettim ama fırsat buldum sonunda. Gizem'in mim yazısını okumak isterseniz buraya buyrun. Ben de başlayayım...

1. Sinemada izlediğin ilk film?
Kendimi çok zorladım ama malesef hatırlamıyorum. Hatta ilk kez ne zaman gittiğimi de hatırlamıyorum. 

2. Film en güzel ....'de/da izlenir?
Film en güzel doğru zamanda doğru yerde izlenir :) 

3. Film izlerken olmazsa olmazın var mı? Varsa neler?
Olmazsa olmazım evde izliyorsam eğer içecek herhangi bir şeydir. Bir de ortamın karanlık olması.

a. Tek başına mı kalabalık mı?
İkisi de olur fark etmez bana.

b. Mısır mı cips mi?
Cips...çok seviyorum malesef. Hatta cips yemek için film izlemişliğim bile vardır. Mısırı hiç yiyemem zaten.

c. İki boyutlu mu üç boyutlu mu?
Üç boyutlu bana göre değil. Aşırı geliyor bana. Ben dümdüz sade şeyleri seviyorum:)

d. AVM sineması mı sokak sineması mı?
Sokak sinemasıyla nerdeyse karşılaşmadım. O yüzden hep AVM sineması.

e. Filmden önce filmin fragmanını izlemek mi, yorumlarını okumak mı?
Yorumları okuyorum genelde. Olumsuz yorumlar mutlaka etkiler beni. İzleyemem.

Bu mimi yapanları ve yapmayanları hatırlamadığım için isim veremiyorum. İsteyen herkes davetlidir.

Sevgiyle...

6 Şubat 2018

Hadi Büyüyelim!



Bazı kelimeler var ki sözlük anlamı ezberlenerek gerçek anlamı öğrenilmez. Yaşanması gerekir. Önce yaşanır sonra o süreç adlandırılır. Kelimenin anlamını bilmek anlaşıldığını göstermez. Sabır böyledir mesela, umut böyle, merak, mucize, şaşkınlık, mutluluk böyledir...
Bunlar nasıl öğrenilir peki? Yaşanmışlıkla hayata nasıl katılır? Çoktandır pipetlere makarna dizdirmeyi bıraktığım oğlumla birlikte biz bu yaşanmışlığın içinden geçtik...Benim belleğimde çoktandır anlamını bulmuş kelimelerin tazecik bir beyinde yer etmeye çalışmasını gördüm..Çok şükür..
Hem de hepsini tek bir olay üzerinden kattık kendimize.
Ne mi yaptık? 
Tohum ektik....
Taaa en başından...
Limon çekirdeklerinin kabuklarını soyup tohumları çıkardık...
Nemli pamuk arasında uyuttuk...'mutlaka uyanın' dedik...
Bir hafta sonra uyandılar...
Filizleri küçük bir kapta toprakla buluşturduk...





















Kendilerini biraz daha toparlayınca saksılarına yerleştirdik...
Yeni evleri oldu...
İki tane..Birisi anne, birisi yavru...
Şimdi büyütmeye çalışıyoruz...
Oyuncak tanker ya da itfaiyeyle suluyoruz tabiki...
İşte böyle bir olaya tanık oldu Poyraz...
Yaşadık, yaşadıklarımızı adlandırdık...
'Hadiii çıksana büyüsene!!' Söylemleri, kızgınlıkları gün gün azaldı...
'Daha zamanı gelmemiş' dedi...
Şükür dedim...
Sonra da keşke...
Keşke benim derinlerimde de bu bilinç işlenmiş olarak büyüseydim...
Filizleri gördü...
Çok güldü, gözleri parladı...Şaşırmak,mucizeyi görmek, mutlu olmak buydu...
Yeni evlerine yerleştirme sırasında tabiki kolları sıvadı.
İşin içinde toprak vardı:)
Önce kendisi biraz toprakla oynayıp saksıya koyarsa daha güçlü olurlarmış...
Öyle dedi..İnandım..
Saksılarına yerleştirdik...
Seyrettik...Mutluluk yine buydu...
'Can suyu' dedi...
Bunu önceden teorik olarak biliyordu. Şimdi pratikte küçücük eller küçücük bir fideye can suyu veriyordu...
Ne olurlar, nasıl olurlar bilmiyorum...Umarım uzun ömürlü olurlar...
Ara sıra ;onlar daha çok büyüdüklerinde nereye dikeceğimizi konuşuyor, bulmaya çalışıyoruz...
Bir de inanç var işte...Büyüyeceklerine inanıyoruz...
Küçük beyin saksısı kendi odasında duruyor...
'Ona iyi bak' dedim...
'tamam bakıyorum' dedi...
Geçti karşısına uzuuunca baktı.....
'İşte böyle bak' dedim :)

Bu bir etkinlik değildi...Belki çok basit bir şeydi ama bize kattıkları çok fazlaydı...Anlattıklarım sadece bazı kısımlarıydı, çok şey konuştuk;çok şey paylaştık bu süreç içinde...Birlikte yaşadık...Çok güzeldi...Eminim benim mutluluğum oğlumun mutluluğundan çok daha fazladır...

Sen beni ne güzel büyütüyorsun oğlum...

Sevgiyle...

2 Şubat 2018

Kibar isteklerim&&& Şiddetli kızgınlıklarım

Lütfen...

*Satın aldığım bir ürün ben aldıktan sonra indirime girmesin...
*Özellikle erkek şoförler emniyet şeridinden gidip sağdan geçiş yapmasın...
*Alıveriş arabasında çocuğumla kasa sırası beklerken kimse benden sıramı istemesin...
*AVM 'de kimse bebek arabalarından önce asansöre saldırmasın...
*Ördüğüm motifin sonuna doğru yanlış olduğunu fark etmeyeyim...
*Kimse kimsenin çocuğunun tuvalet alışkanlığı kazanmasına ve hatta bilimum alışkanlıklarına karışmasın...
*Serpme kahvaltı adı altında uçuk rakamlara kimse bize zeytin,peynir yedirmesin...
*Mağazalarda görev yapan satış danışmanları her denediğimiz ürüne 'harika oldu' demesin. Bir de mağazada gezerken ensemizde yürümesin...
*Kırmızı ışıkta beklerken korna çalmaya başlanmasın...
*Kıvırcık 5 tl olmasın...
*Ceviz ithal etmeyelim...
*Anlamsız, düzmece olan gündüz kuşağı programları izlenmesin...
*Film sitelerinde bahis reklamları açılmasın...
*Apartmanda oturanlar alt katında da insanların var olduğunu unutmasın...
*Gençler üzerinden umut tacirliği yapılmasın...
*Kimsenin, hırstan gözü dönmesin...
*Ülkenin aydınları olarak sadece köşe yazarları görülmesin...
*Anne olduktan sonra herkes kitap yazmak zorunda değil; kimse kendini zorlamasın...
*Hiçbir anne çocuğuna kendi dedikodusunu yapan kişiyi affetmesin...
*Hastayken kalabalık ortamlara özellikle de çocuklu ortamlara gidilmesin...Kimse hasta çocuğuyla birlikte misafirliğe gitmesin. Gitmek isteyerek karşı tarafı zor durumda bırakmasın...
*Ödünç alınan kitaplar geri verilsin...
*14 Şubat yaklaşırken; herkes içinden geldiği gibi davransın...Sanki hiç alışveriş yapmıyormuş gibi böyle günlerde hediyeleşmeye karşı çıkanlara kimse aldırmasın...(Telefondan yazıyor olsaydım buraya fazlaca emoji koyardım)
:)))
Sevgiyle kalın.....
Devamı geliyor aslında da bu kadar yetsin. Bu bir isyan değil, rica yazısı:)) 
Lütfen...Please...N'olur ...

31 Ocak 2018

Siz deyin Challenge, ben diyeyim Meydan Okuma

Yakın zamanda çok eğlenceli bir meydan okumaya dahil oldum. Olur mu, yapabilir miyim? derken kendimi malzemelerin karşısında heyecanlanırken buldum. Demek ki istiyordum :)
Meydan okumayı başlatan sevgili Ezgi...Kendisini takip etmekten ve paylaşımlarını okumaktan fazlaca keyif alıyorum. Bloğunda bizlerle paylaştığı el emeği güzellikleri ve onların özenli fotoğraflarıyla bize ne kadar eğlenceli,üretken,sevimli bir dünyası olduğunu gösteriyordu. İşte başlattığı bu meydan okumayla bizleri de eğlenceli işler yaptığı dünyasına davet etti. 
Meydan okumasının adını "200 days of Granny Square " koydu.
Yani bize dedi ki : haydi gelin 200 gün boyunca her güne bir motif yapalım...Kısa bir sürede olsa kendinizi dinleme fırsatınız olsun...Ufak da olsa ortaya bir şey çıkarmanın, üretmenin mutluluğunu yaşamış olun...Her gün farklı renkler, farklı motifler...200 günün sonunda motifleri birleştirip dilediğiniz gibi kullanın...Yaptıklarımızı birbirimizle paylaşalım,güzelliklerimizi görelim; fikir sahibi olalım...Yani herhalde böyle demiştir. Yani ben böyle anladım. Ayrıntılı bilgi için Ezgi'nin başlangıç yazısını buradan okuyabilirsiniz.
İşte anladığım bu düşüncelerle yapılacak iş çok ilgimi çekti. Ben de başladım. Daha yeni başlamanın heyecanını taşıyor olsak da oldukça eğlenceli gidiyor. Bu tarz el işlerine ilgim vardı ama böyle motiflerle bir şey yapmayı hiç denememiştim. Benim için bir fırsat oldu. Gerçekten çok zevkliymiş; kısa sürede ortaya çıkan güzel şey insanı mutlu ediyor. 
Benim fazla bilgim olmadığı için motifleri bazı youtube videolarından izleyerek yaptım. Sizinle de paylaşmak istiyorum tabiii...
İlgisi olan ve katılmak isteyen varsa buyursun gelsin lütfen...
İşte benim minnaklar böyle :







30 Ocak 2018

Soru Etkinliği *MİMMM*

Demek bu mimi yapma sırası bana gelmiş. Daha önce yapan arkadaşlarımın cevaplarını okumak çok keyifliydi ama cevap vermek nasıl olacak bilmiyorum...
Mavi ve Edebiyat bloğunun yazarlarından Merve arkadaşım beni mimlemiş. Onun cevaplarını da buradan okuyabilirsiniz. Teşekkür ediyorum ve başlıyorum :)

1)  2017 senin için beş üzerinden kaç puan alır?
Hemen puan kırarak başlamayalım. Benim için beş üzerinden beş alır. Ailem ve ben sağlıklı bir yıl geçirdik.Rutinleri çok severim 2017 de rutin bir şekilde geçti gitti işte...
2)  Maddi açıdan mı çok şey kazandın, manevi açıdan mı?
Çalışmıyorum. Maddi bir kazancım olamadı yani. Manevi açıdan kazanmışımdır sanırım. Ara sıra baş gösteren ruhsal sıkıntılarımın bol şükürle geçeceği bilincini yerleştirdim kendime.
3)  Kitap okumaya ne kadar özen gösterdin?
Mecbur doğruyu söyleyeceğiz:) Hiç özen göstermedim. Fırsat buldukça okudum. Onlar da biraz mecburiyetten oldu sanki. Geneli ebevynlik üzerineydi. Oohh okudum,dinginleştim,rahatladım,kafam dağıldı diyemedim hiç. Okudukça strese girdim. Daha neler okumalıyım,neler öğrenmeliyim diye...
4)  Hiç pişman oldun mu?
Çokkk...Çok kötü bir huyum bu benim. Çok fazla keşke derim. Hem zor karar vermek bir de üstüne keşke demek...gerçekten kendim; kendime çıldırıyorum. 
Büyük pişmanlıklar değil tabi de...rutin pişmanlıklarım bile vardır benim. Mesela her yemekten sonra pişman olurum. Keşke daha az yeseydim diye hayıflanırım. Sabahları uyanırken gece erken yatmadığıma pişman olurum...Böyle böyle şeyler işte.
5)  Hiç bağışta bulundun mu?
Bilmiyorum..!!??***
6)  Kendine yeteri kadar vakit ayırdın mı?
Malesef hayır. Kendimi aralara sıkıştırdım hep. Poyrazın çok hareketli dönemleri olduğu için. Kendime vakit ayırmak istediğim zamanlarda ya çok yorgun oldum ya da uykusuz...
7)  İş/okul kısacası çalışma hayatında ne kadar başarılıydın? (10 üzerinden)
" 0 " çalışma hayatıyla ilgili hiçbir teşebbüsüm olmadı çünkü. 
8)  Hayatına giren mi çok oldu, çıkan mı?
Blog arkadaşlarımı saymazsak değişiklik olmadı. Kolay kolay hayatıma birilerini alamıyorum. Aldıysam da zaten çıkamıyorlar :)
9)  Gereksiz harcamaların mı ön plandaydı, iyi yatırımların mı?
Evet gereksiz harcamalarım oldu. Poyrazla ilgili her konuda gözümüz dönüyor. Çok fazla gereksiz harcama yapabiliyoruz. Bu yıl en iyi yatırımım eşimin doğum günü hediyesi olarak aldığı parfümü götürüp alışveriş çekine çevirmem oldu. İki fıss için yazık olacaktı. Bence ayıp olmamıştır:)
10)  Blogunun durumu 2017'de nasıldı?
Bloğumla Ağustos ayından itibaren aktif olarak ilgilenmeye başladım. Bence iyiydi. Ben memnundum yani...Geri dönüşler çok mutlu ediyor beni:) 

Söyleyeceklerim bu kadar...Kimlerin henüz mimlenmediğini bilmediğim için kimseyi belirtmiyorum. Ama yapmak isteyen olursa keyifle okurum...

Sevgiyle...