29 Aralık 2017

VANADOKYA

Van'ın Başkale ilçesinde bulunan volkanik Yiğit Dağı'nın püskürttüğü kayaçlar, zamanla yağmur suları ve rüzgarın aşındırmasıyla ortaya peribacaları güzelliklerini çıkarmış. Son yıllarda yağışların etkisiyle de metrelerce uzunlukta çok sayıda  tünel ve mağara ortaya çıkmış.
Pek çoğumuzun haberi yok...Peribacaları meşhurluğunu Kapadokya ile tamamlamış durumda zaten. Peki ya duyulmayanlar? 
 Narman Peribacaları (Erzurum)
Kula Peribacaları 
Afyon Peribacaları
Konya Peribacaları 
ve 
Vanadokya
Bu bölgelerde bulunan peribacalarının sayılarının az olması sebebiyle adları duyulmamış olabilir. Ama neden bihaber kalalım ki?
Yaşadığımız yörenin,bölgenin,ülkenin barındırdığı değerlerin farkında olmak insana büyük bir haz veriyor.
Yiğit Dağı'nın sebep olduğu bu güzellikleri yöre halkı Vanadokya olarak adlandırmış. Bilmem ki başka ne diyebilirlerdi? 
Son zamanlarda bölgenin adının duyulmasıyla yerli ve yabancı turistler ziyaretlere gelmeye başlamış. Hem peribacalarını, hem de aynı bölgede bulunan tünel ve mağaraları görme imkanı bulmuşlar. 
İmkanımın olmasını ve gidip görmeyi ben de çok istiyorum...
Bölgenin güzelliklerini yeni yeni öğrenmeye başlamışken sizlerle de paylaşmak istedim...Daha önce Vanadokya'yı duymuş olan ya da görmüş olan var mı? Merak etmiyor da değilim:)

Ülkemizin her köşesine,her köşesinde bulunan güzelliklere gönül rahatlığıyla,huzurla gidilebilecek günler diliyorum,gönülden diliyorum...

Sevgiyle...



26 Aralık 2017

KAR YAĞMAZSA...

Van'a bu yılın ilk karı yağdığında malesef biz burada değildik. Döndüğümüzde de karlar erimişti. Bu durum Poyraz'ın kar heyecanının giderek artmasına sebep oldu :) Her gün acaba kar yağdı mı merakı, kar gibi beyaz şeyler giyme telaşı, kar gibi soğuk su isteme çılgınlığı...her havuç gördüğünde kardan adamın burnunu görme sevinci, kömürün ne olduğunu anlama çabaları evimizin rutin yaşananları haline geldi.
Ben de orijinal kardan adam yapma aşamasına gelene kadar farklı tarzlarda etkinlikler yaparak az da olsa tatmin olmasına niyetlendim. Yani mutlu olsun istedim. Yani anneler kar yağmadan da kardan adam yapabilir, bilsin istedim :))
Yapacağımız etkinliğin hazırlama aşamalarında çok sıkıldığı için, her şeyi kurcalama merakı benim hazırlamamı engellediği için ben hazırlıkları bir gün önceden yapıyorum. 
Kardan adam yapmanın en basit yolunu seçtim. Bana da nostalji olsun istedim :)
Her malzemeden ikişer tane hazırladım. Birisi Poyraz' birisi kendime. Çünkü bu tarz etkinliklerde gösterip yaptırma tekniği bana çok mantıklı geliyor. Daha az komut vermiş oluyorum...
Malzemelerimizi gösterdim ve ne yapacağımızı söyledim. Şaşırdı, heyecanlandı :) Her şeyi tek tek sordu tabi. Ben de açıkladım. 
'Ama kar yok' dedi.
Pamuğu gösterdim 'işte burda, bizim karımız bunlar' dedim.
Küçük ellerini uzattı, pamuklara dokunup hemen geri çekti.
'Ayhhh ellerim çok üşüdü' dedi...
 Avuçlarıma alıp üşüyen minik ellerini ısıttım.
Kendi yüreğimi çocuk yüreğiyle ısıttım. 
Masumiyetinden öperim seni yavrum.....


Günün güzelliği bu olsun***Annesinin kar dediği pamuğa ellediğinde elleri üşüyen bir yavrunun masumiyeti...üşüyen elleri ısıtan bir annenin dünyası...***
*
*
*
Bazen inanmak yaşamak oluyor.
Sevgiyle.


22 Aralık 2017

Seni Tanıyabilir miyim? MİMMMM


Herkese merhaba:) 
Bir ay kadar memleket özlemi giderip evime döndüm ve nihayet bloğumla ilgilenme fırsatı yakaladım. Bu süre içinde paylaşım yapamadım ama elimden geldiğince blogları okumaya çalıştım. Yapılan paylaşımlar düzenlenen etkinlikler çok güzeldi. Harika mimler başlatıldı...Düzenleyen arkadaşlarımı tebrik ediyorum,beni mimleyen arkadaşlarıma da teşekkür ediyorum:) Ve galiba en zoruyla başlıyorum...Kiremithanem bloğunun yazarı Sevgi arkadaşımızın başlattığı,birbirimizi tanımaya yönelik samimi bir mim davetine ben de icabet etmek istiyorum...Kendisini tanımak, harika fotoğraflarını görmek isteyenleri onun mim yazısına davet ediyorum (Kiremithanem)
ve ben başlıyorum :)

1-Kaç yaşındasın,mesleğin nedir?

2018' e bir hafta kala bu yazıyı yazdığım için mutluyum:)  33 yaşındayım...

Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeniyim. Ancak mesleğimi yap(a)mıyorum...Bir bayan için en güzel meslek devlette öğretmenlik mertebesi bana nasip olmadı malesef. Başta tembellikten, sonra şanssızlıktan olmadı şimdi de imkansızlıktan olamıyor. Alanında başarıyı hak ederek almış olduğumuz diplomalar hiçe sayılarak 3 sınava giriyor,çılgın bir puan aldıktan sonra mülakat çıkmazından medet umuyor...vee sözleşmeli olarak atanma lütfuna ulaşıyoruz...Bu maratonun mülakat kısmında bir sorun olursa akıl sağlığımı kaybederim korkusuyla artık devlet defterini kapatmış gibiyim.
 öğretmen olmak mükemmel bir şey...alanımı çok seviyorum,öğretmenliği çok seviyorum...Belirli bir süre ücretli öğretmenlik gibi garip bir oluşumun içinde yer aldım...Özel kurumlarda görev yaptım...Babasının tarlasını satıp sırf 'eğitimde para var' düşüncesiyle özel kurum açanlarla ve onların söz sahibi olmalarıyla eğitimin mümkün olamayacağını anladım malesef...Neyse kapat hancı bu konuyu, uzayıp gider yoksa:) Zaten sonra oğlum doğdu ve ben onunla olmayı tercih ettim. Şimdilerde durum bu. Birkaç yıl içinde durum ne olur bilmiyorum;öğretmenim ve tabiki öğretmek istiyorum...

2-Nerede yaşıyorsun en sevdiğin yerin fotoğrafını paylaşır mısın?
Van'da yaşıyorum. Henüz bir buçuk sene oldu burada yaşamaya başlayalı. Van'la ilgili yazılarım ve fotoğraflarım var geçmiş paylaşımlarımda. O yazılarımdan da anlaşılacağı üzere burayı çok sevdim,bana çok güzel geliyor.


Geçen kıştan Van'da kar ve minik Poyraz:)





















3-Günlük hayatta seni mutlu eden şey nedir?
Her şey...Şayet ben mutlu olmak istiyorsam...Bazen öyle şükürsüz zamanlarımız olabiliyor ya hani en basit şeylerin mutluluğunu fark edemiyoruz...Bu duruma düştüğüm zamanlar oluyor tabi. Ama çabuk sıyrılmaya çalışıyorum. Sevdiklerimin sesini duymak en büyük mutluluk, 
oğlumla birlikte eşimi kapıda karşılamak, 
kendime özel vakit ayırabilmek,
oğlumun gülüşü,
kahve içmek...daha pek çok şey vardır aslında ama yazacak olunca gelmiyor işte aklıma :)

4-En sevdiğin meşguliyetin/hobin nedir?
Şu sıralar en büyük meşguliyetim oyuncak toplamak,pek sevdiğimi de söyleyemem:)
Ama hobi edinme konusunda çok geniş bir yelpazem var...Yaptığım ya da yapmaya çalıştığım fazlaca şey var. Keçe,dikiş,örgü,boncuk,yemek... El işleriyle uğraşmayı seviyorum. bir de en sevdiğim ' puzzle ' . Oğlumla aynı ortamda puzzle yapmak imkansız gibi göründüğü için 2 yıl kadar ara vermek durumunda kaldım. Ama artık hazır gibi, yeniden başlayabilirim sanki :) 
Kitap okumayı da seviyorum,biraz seçiciyim. Elime ne geçerse okurum diyemem. Beni fazlaca sarması gerekir. O yüzden yarım kalmış kitaplar koleksiyonum mevcut.

5-Evinin en sevdiğin köşesinden bir fotoğraf paylaşır mısın?
İnanın hiç müsait değilim :) 
Kitap okuyup kahve içtiğim köşeleri seviyorum.
Genelde dağınık olmasına rağmen oğlumun odasının her köşesini seviyorum...

6-En sevdiğin kitap ve ondan bir bölüm paylaşır mısın?
Aklıma gelenlerden, kitaplıkta gözüme çarpanlardan sadece bir tanesinden alıntı yapmak istiyorum.
Nazan Bekiroğlu'nun Lâ Sonsuzluk Hecesi kitabından;

"İster onunla aynı cevherden aynı özden aynı nefisten.
İster sol göğsünün altındaki eğe biçimindeki kemikten, Adem'in bedeninden.
Her ne'den,her neden yaratılmış olursa olsun,
Adem onun yurduydu. O neye adım atsa Adem'e doğru,Adem ona doğruydu.
O varsa her şey tamam.
O yoksa Adem eksikti.
Aralarındaki bir eksiklik tamlık ilişkisi.
Ne eksikse Adem'de, Havva'da o fazla. Ne fazlaysa Adem'de Havva'da o eksikti."

"Adem'in ademliği kabahatle başladı, bilmekle biçimlendi,zehir menzillerinden geçti. Arınmakla tamamlandı. Afla mühürlendi. Suyla yoğrulmuş toprak bedeni hamdı Adem'in, ateşlerde yandı,pişti."

7-Şahit olduğun bir mucize var mı?
En büyük mucizem  7 sene bekledikten sonra bana emanet gönderilen oğlum... Pek çok risk taşımamıza rağmen ikimizin de doğumhaneden sağlıklı bir şekilde çıkışı ve kavuşmamız,kucağımda oluşu mucizeydi.

8-En çok görmek istediğin ülke hangisidir?
En çok görmek istediğim belli bir ülke yok ama görsem de iyi olur dediklerim var :) 
Norveç mesela,birkaç hafta havasını solumak isterim.
Finlandiya'da birkaç okul ziyaretinde bulunmak isterim.
Hindistan ve Çin'e şöyle sınırdan bir bakıp çıkmak isterim :)
Ama her zaman refah seviyesi yükselmiş bir Türkiye'de yaşamak isterim...


9-Sana göre en büyük başarın nedir?
Ama bu soru çok zor. Ben başardım diyerek kibre düşmek istemem. Başaramadım diyerek kendimi ezmek de istemem :) Maddesel olarak şu an elimde olan, yapabildiğim her şey başarıdır herhalde...Manevi olarak pek çok şey gerekli daha...


10-Ölmeden önce mutlaka yapmak istediğin şeyler nelerdir?
Ölüm kelimesi bile beni korkutmaya yetiyor aslında. Ölmeden önce yaşlanmak istiyorum:) Yaşlılıktan da korkmama rağmen hayattan tatmin olmuş bir yaşlı olmayı istiyorum. Hani Maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisine göre kendini gerçekleştirmiş bir birey...
Yazarken bir taraftan da aklıma tıkır tıkır düşüyor yapmak istediklerim. Ama yine çok fazla galiba;hepsi birbirine giriyor çünkü.
Fazlaca hayır yapmak istiyorum.(Maddi-manevi)
Bir kitabım olsun istiyorum. (Ne yazacağımı bilemediğim)
Ufak çaplı da olsa ticaretle uğraşmak istiyorum.
Denize kıyısı olan bir şehirde yaşamak istiyorum.
Oğlumun bana teşekkür edeceği şeyler yapmak istiyorum. (kendimle,onunla ya da ailemizle ilgili)
Ölüm diyoruz ya hani, kaçınılmaz gerçek...elbette ki dini vecibeleri yerine getirip tekrar dirilmeye yüzüm olsun istiyorum.


İşte böyle...
Okuyan herkese teşekkürler...
Sevgiyle...

26 Kasım 2017

Güne nasıl başlıyorum? (MİM)


"Annneee!" Farklı tonlamalarla söylenen ;hayatımın en anlamlı,her duyguyu içinde barındıran kelimesini duyarak başlıyorum her günüme. Çok şükür. Evet illaki oğlumun uyanmasını bekliyorum. Zaten çok erken uyanıyor. Malesef benim de ondan önce uyanıp kendime zaman ayırayım deme lüksüm olmuyor. Belki olabilir ama ben yapamıyorum. Uykuyu çok sevenlerdenim çünkü. Yıllarca, uyandıktan sonra pencereyi açıp güne oksijenle enerjik bir şekilde başlayanlara imrenmişimdir...ama bir türlü beceremedim... Hele ki iki senedir evde pencere olduğunun bile farkına varamadan uyanıyorum. Sonrasında koş Forrest koş:) bir güne pek çok şey sığdırma ümidiyle başlıyor ancak planladıklarımın bazen yarısına bile ulaşamıyorum. Sağlık olsun:) ama gerçekten sağlık olsun gerisi kolay. Bir evlat yetiştirmeye çalışıyorum... günüm onunla geçiyor. Saçımı süpürge ettim modunda değilim ama elimden geleni yapıyorum. Malesef günlere tutarsız bir şekilde başlıyorum. Bazen mutlu,bazen sebepsiz asabi,bazen yorgun...ama her günü şükürle bitiriyorum, küçük ailemle birlikte sağlıklı ve huzurlu olduğumuz için:)
Şu günlerde evimden uzaklardayım. Anne kokusuyla dolu olan baba evinde geniş aile huzuruyla memleket denilen; özlenen yerde başlıyorum günlere. Güne başlamaya kıyamıyorum. Tekrar çocuk oluyorum. Nazlanarak uyanıyor,hazır kahvaltıya oturuyorum. Baba ekmeğine anne lezzetine doyamıyorum; kardeş sohbetine doyamıyorum.
Güzel başlayalım bütün günlere inşallah...
Beni mimleyen Mücahit kardeşime ( mavi ve edebiyat) ve mimledigini yorum olarak belirten Ece ablama ( Ece Evren)  teşekkür ediyorum. Telefondan yazdığim ve kısa sürede mim karşılığı vermek istediğim için hatalarım olabilir. Affınıza sığınırım.
Şu sıralar okuyamadığım blog yazılarıyla birkaç hafta içinde ilgilenicem inşallah.
Umutla başlayan mutlulukla biten günler diliyorum...
Sevgiyle...

24 Kasım 2017

Saklama Rehberi

                                          

Besinlerin kullanım ömrünü nasıl uzatabileceğinizi biliyor musunuz? Peki ya onları ne kadar uzun bir süre boyunca saklayabileceğinizi? Eğer siz de benim gibiyseniz, birkaç temel gıda dışındaki hiçbir besin için net bir fikriniz olmadığına eminim. En basitinden, sizce elma ne kadar bir süre saklanabilir? Lezzetini, sertliğini ve tazeliğini yitirmemesi için ne yapmak gerekir? Oturup her besin maddesi için internette araştırma yapmanıza gerek yok: http://saklamarehberi.com, tüm bu bilgilere tek bir kaynaktan ulaşmanızı sağlıyor.

Türkiye’nin ilk ve en büyük derin dondurucu üreticisi olan Uğur Soğutma tarafından hazırlanan (ve tamamen ücretsiz şekilde kullanılabilen) sitede; hamur işleri, süt ürünleri, meyveler, sebzeler ve et ürünleri ile ilgili merak ettiğiniz her bilgi yer alıyor. İlk olarak, tüm bu besinlerin ideal kullanım sürelerinin ne olduğunu, daha sonra da bu kullanım süresini nasıl uzatabileceğinizi öğreniyorsunuz. Tahmin edebileceğiniz gibi, derin dondurucu kullanmak tüm gıda maddelerin daha uzun süre dayanmasını sağlıyor. Ancak, örneğin karidesi derin dondurucuda saklayabilir misiniz? Peki ya yazın aldığınız, lezzetli ve sulu bir karpuzu derin dondurucuya koyup, kışın yiyebilir misiniz? Tüm bu soruların ve çok daha fazlasının cevaplarını Saklama Rehberi web sitesinde kolayca bulabiliyorsunuz. Hepsi bu kadar değil: Sitenin “Alternatif Bilgiler” bölümünde, evde kolayca hazırlayabileceğiniz birbirinden lezzetli tarifler yer alıyor. Evde nasıl mocha yapabileceğimi, meyvelerin kararmasını nasıl önleyebileceğimi, hatta unsuz kekin nasıl yapılacağını bile öğrendim. Laf aramızda, kot pantolonların derin dondurucuda temizlenebileceğinin de haberdar oldum! (Kotu fırçaladıktan sonra bir poşete koyup derin dondurucuda 1 gün boyunca bekletiyorsunuz.  Şaşırtıcı, değil mi?)

Türkiye’nin ilk gıda saklama rehberi olan http://saklamarehberi.com, beni şaşırtacak ölçüde bir içeriğe sahip ve her birini okumaktan büyük keyif aldım. Eğer sizin de bir derin dondurucunuz varsa, bu siteyi muhakkak ziyaret etmelisiniz. Derin dondurucunuz yoksa bile gıdaları nasıl daha sağlıklı tüketebileceğinizi, ne kadar uzun bir süre boyunca saklayabileceğinizi ve basit, pratik, lezzetli tarifler ile ipuçlarını Saklama Rehberi web sitesinden öğrenebilirsiniz.

Bir boomads advertorial içeriğidir.

9 Kasım 2017

Saat dokuzu beş geçe #10kasım


Saat dokuzu beş geçe

Atam Dolmabahçe'de

Gözlerini kapamış
Bütün dünya ağlamış



Doktor doktor kalksana

Lambaları yaksana
Atam elden gidiyor
Çaresine baksana



Uzun uzun kavaklar

Dökülüyor yapraklar
Ben Atam'a doymadım
Doysun kara topraklar



Bedenimiz küçük, yüreğimiz kocamandı...
Biraz zorlansak da ezberlemiştik...Sanki bu şiir sadece ayakta ve gözler kapalı bir şekilde okunabiliyordu...
Sesteki ahenk 'doktor doktor' kısmında hiddetleniyordu...Gerçekten kalkmalıydı o doktor, çaresini bulmalıydı...
Olmadı...
79 sene geçti...
Bedenimiz büyüdü, yüreklerimiz daraldı...Bu şiir unutulmadı...
Atasına doyamayan evlatların hüznü hiç bitmedi...
Minnet duyguları hiç eksilmedi...
Kara gün 10 Kasım yine geldi...
Ruhun şad olsun Atam...


8 Kasım 2017

DALDAN DALA ATLAMA YAZISI


Hava puslu, kapalı, gökyüzü gri,bulutlar yok, yağış yok...Öyle garip bir hal...Hiç sevmem,içim kararır,darlanırım...Sonra hiç sevmeyişime tövbe ederim...
Kışın gelişiyle ilgili yıllardır bende aynı tatava...Belki yıllardır süregelen bu halet-i ruhiye ağustos doğumlu olmamdan mütevellit...İçimden geldi ve kullandım işte bu kelimeleri nokta
İşte kış yani, geliyor; pek de iyi değilim. Hele buraya bir kar tanesi düşmeye başlasın, toprağın aylar süren gizlenişi başlayacak. Güneşin var gücüyle yumuşatmaya çalıştığı karlar geceyi geçirdikten sonra buz kütleleri olarak güne başlayacak. Her yer alabildiğine beyaz olacak, yaşam zor olacak; ama beyazlıkların üstüne çıkan güneşle aydınlıktan gözler etrafa bakamayacak. Aydınlıktan gözleri açamamak çok güzel, çok ışıltılı, umuda davet eden bir şey...
Ne kadar zaman oldu dinlemeyeli bilmiyorum...Bugün Farid Farjad dinliyorum. Hep bu havadan sebep! güzel oldu ama, özlemişim dinginliği...
Karaçam tohumlu bir kalemim vardı. Arkasındaki tohumu küçük bir saksıda toprak altında bekliyor şimdi. Ben de onun müjdesini bekliyorum. Pencerenin önüne koydum güneş alsın diye, işte güneşe gitme deyişime geçerli bir sebep...Ne zaman görürüm acaba filizlenişini, geç mi çıkar, bilen var mı ki?
Daldan dala atlama yazısı yazmak çok hoş:) 
Beynim aynen böyle işliyor çünkü.. Tohumum ne zaman filizlenir acaba, dur bulaşık makinesini boşaltıp geleyim,Poyraz'ın oyuncaklarını azaltmalıyım,dur annemlerle bir konuşayım. Odaklanma sıfır sanırım bu sıralar. Mesela tohumunu saksıya bıraktığım kalemimle bir öykü yazayım istiyorum..Hiç denemedim..Sadece oğluma hediye etme maksadıyla..Tohumlu kalem ya bereketlidir anlamı yüklüyorum, tabi ona da odaklanamıyorum...
'Kişisel Ataleti Yenmek' isimli bir kitaba başladım, ataletimi yenip kitabı okuyamıyorum...Daha önce duymadığım bir terim öğrendim onunla ilgili de bir yazı yazıp sizinle paylaşmak istiyorum...
İşte böyle...
bir havalar bir havalar...
Dışarıda bir havalar, bende bir havalar...
Bu arada da aklıma geldi baktım 'mütevellit' kelimesi TDK'nin Genel Türkçe Sözlüğünde mevcut.
Yine aklıma geldi, ben 'sözcük' yerine 'kelime' kelimesini kullanırım. 'söz' ün sonuna neden '-cük' küçültme eki getirilmiş anlam veremem.
Bir de şunu söyleyeyim...Alfabemizde 'Ka' sesi yoktur ; o aslında 'Ke'dir. 
İşte bu yüzden "TDK'nın" yazarsak yazım yanlışı yaparız.
 Yanlış yaparız yani 'yalnış' yapmayız. 
Hem de herkes yapar 'herkez' değil!

Bitsin artık, güneş çıksaydı iyiydi ya :) 

Sevgiyle...

4 Kasım 2017

VAN KEDİSİ EVİ


Yine bir Van yazısı...Yeni bir Van güzelliği...
Bence meşhurlukta otlu peynirin önünde durması gereken Van kedisi...
Bembeyaz uzun tüyleri, kabarık kuyruğu, sevecen tavrı ve uysal haliyle çok sevimliler. Tabi onları farklı kılan iki gözünün de farklı renkte olması. Öyle güzeller ki...
Bizi ilgilendiren kısmı elbette ki göz renkleri değildi...
İlgilendiğimiz kısım oğlumuzun kedi sevgisiydi :)
Yüzüncü Yıl Üniversitesi bünyesinde Van Kedisi Araştırma ve Uygulama Merkezi olduğunu ve halka açık bir yer olduğunu öğrendiğimizde çok sevindik. 
İlk ziyaretimizi geçen sene yapmıştık...
Aradan bir sene geçtikten sonra tekrar gitme fırsatını bulduk. Geçtiğimiz günlerde bu pek sevimlilerle oğlumuzun kucaklaşmalarına şahit olduk :)
Mekanda kediler için ana binaya bağlı iki açık alan ve ana binanın içinde bulunan kapalı alan mevcut. Açık alandaki kedileri tel örgülerin arkasından inceleme ve sevme imkanı var :)
Binanın içinde bulunan alanda da yine koruma perdesinin arkasından görme imkanı olduğu gibi orada satılan ıslak mamadan alarak kedilerin yanlarına girme imkanı da var. Yani bizim oraya gitmemize sebep olan imkan :)
Poyraz uzaktan sevmelerden hiç tatmin olmadı pek tabi. Bir mama aldılar ve babasıyla birlikte ayaklarında galoşlar kedilerin yanına girdiler...Ama nasıl bir coşku, nasıl bir mutluluk...Hemen bir tanışma faslı yaptı tabii bizimki sonra da "benden korkmayın tediler :)) kaçmayın, mama getirdim sizeee"  sözleriyle kedileri kendisine çekmeyi başardı. Daha doymadılar diyerek birkaç paket mamayla kedilerin gönlünde taht kurdu. Sonra gelsin yakalamalar, sarılmalar, öpmeler :) 
Kediler gerçekten fazlaca uysal...gerçi bizim sorunumuz kedilerden çok Poyraz'dı...Elbette sevgisinin ayarını bilemiyordu...kuyruktan yakalayıp çekme isteğine en uysal olan kedinin bile tepkisiz kalacağını sanmıyorduk...
Neyse ki sorunsuz bir şekilde çok güzel vakit geçirdi...Şimdi sık sık o günkü maceralarını anlatıyor. Anlatırken bile aynı coşkuyu yakalıyor. "Tekrar ne zaman gidicez?" soruları bitmiyor tabi:)
Kesinlikle gidilesi, görülesi bir yer. Üniversite bünyesinde bakımları, kontrolleri yapılmış kedilerle çocukları buluşturma imkanı sağlayan, emeği geçen herkese teşekkür ediyorum...Yine söylüyorum isterseniz gelin görün :)


NOT: Bu yazıda ;belki geçmiş yaşantılardan kalan kedi korkusu 
yüzünden restoranların açık alanlarında yemek yemek istemeyen bir annenin aynı korkunun oğluna miras kalmaması için verdiği uğraşlar mevcut. Desteği için eşime çok çok teşekkür :)

Sevgiyle...





2 Kasım 2017

Bir Kaka,Bir Ders!


Oğlum galiba bir aylıktı.Kalça çıkıklığı kontrolü için ultrason çektirmeye özel bir hastaneye gittik.Evden dışarı yanımızda bir bebekle çıkmış olmanın mutluluğu, heyecanı, korkusu; yapılacak olan kontrolün tedirginliği eşimi ve beni sarıp sarmalamıştı. Biz bu kadar duygu karmaşasını yaşarken, galiba hala doğduğunun farkına bile varamayan oğlum her zamanki gibi uyuyordu.
 Sıra bize geldi, hemşire hanım bizi odaya çağırdı ve heyecanlı ebeveynle uyuyan bebek üçlüsü olarak içeri girdik. Nedense doktorların ruh hali beni çok etkiler. Hemen doktor beyi analiz etmeye çalıştım. Biraz yorgun görünmesini randevu saatimizin geç olmasına bağlayarak, genel anlamda güzel bakan mutlu birisi kanısına vardım. Pozitif bakan ve mutlu görünen doktorlardan mutlaka iyi haber alırız,düşüncesini bir türlü içimden atamadım...
Doktor bey bize kısa bir bilgilendirme yaptıktan sonra bebeği iç kısımda bulunan odaya götürmemizi söyledi. Hala uyuyan bebeğimi pusetinden alıp doktorun tarif ettiği şekilde sedyeye yatırdım.Tamam kötü bir şey değildi ama neden kalbime kadar titriyordum bilemedim. Karanlık bir oda, ultrason cihazı, monitör, kocaman bir sedye,sedyenin üstünde uykusundan uyandırıldığı için vıyaklayan bir bebek, tedirgin baba, bekleyen doktor, heyecanlanan,korkan,endişelenen,anlamsız sözlerle bebeğini susturmaya teselli etmeye çalışan taze bir anne...
Ağladığı için oğlumu doktorun istediği pozisyona getiremeyeceğimi düşündüm. Benim ürkek dokunuşlarımdan başaramayacağımı anlamış olacak ki doktor olaya el attı. Oğlumun bacağını kıvırmaya çalışırken' bir de bezini çıkarıcaz' dedi ve bezi açtı. O an ben de doğduğunun farkına varamayan bebeğin; doğurduğunun farkına varamayan annesi olarak gayri ihtiyari mahçup bir şekilde 'ayyy kaka yapmışız' dedim. Doktor bey gayet ciddi bir şekilde bana dönerek 'siz de mi yaptınız?' dedi. Mutlu bakan gözleri kaybolmuştu sanki :) Hık mık zık ...kem küm kem... neler dediğimi hatırlamıyorum. Bozuldum tabiki. 
Bu esnada da ultrason işi bitti. Bütün bir ayın ağlamalarını o güne biriktiren ve beni terler içinde bırakan oğlum da sustu. Toparlandık,o karanlık odadan çıktık. Masasına geçen doktorun karşısında muhteşem üçlü yerimizi aldık. Hiçbir sorun yok, ölçümler gayet normal dedi doktor. Rahatladık çok şükür de bir de bizim diğer mesele vardı. Onu da yarım bırakmadı tabii doktorumuz...
Sana tavsiyem onun doğduğunu kabullen dedi, siz artık ikiniz değilsiniz, o artık ayrı bir beden, ayrı bir insan dedi. Kişiliğinin gelişmesini istiyorsan onu kendinden ayrı tut; farklı bir birey olduğunu ona hissettir, dedi. Yani onunla ilgili konularda 'biz'li cümleler kurma dedi. Nasıl da iyi dedi...Alınma lütfen dedi...
Kakayla başlayan, benim bozulmamla yarım kalan mesele minnettarlığımla neticelendi. Teşekkürle ayrıldık odadan...
Oğluma isim bulma konusunda bile kısaltılmasın, eklemeler yapılmasın, sadece ismi neyse o şekilde kullanılsın düşünceleriyle çırpınan ben; farkında olmadan onun 'kendisi' olmasını geciktirecektim belli ki...
İki yıl geçti üstünden ve unutmadım sözleri,o sözlerin bende düşündürdüklerini. Unutmadım ve uyguladım, eşimle birlikte uyguladık. 
'hadi odamıza gidelim, hadi sütümüzü içelim, hadi üstümüzü giyelim, bugün biraz yaramazlık yaptık....' evet hepsi çok sevimli masum cümleler. Ama oda onun, sütü o içecek, yaramazlık yapan o, hatta kakayı yapan da o :)
Bu konuya gerçekten önem verdik. Kendi kişiliğini, kendi benliğini fark edebilmesi için davranışlarımıza, sözlerimize dikkat ettik...Belki böyle bir düşünceye yine sahip olacaktım ama o gün doktorun konuşmaları başlangıç oldu...
Evet ufak ufak sonuçlarını görebiliyoruz. Kendisini, duygularını, sahip olduklarını, davranışlarını fark etme ve kabul etme aşamasında. Bizim için durum biraz farklı tabi...bazen işin ucu bize çok fena yansıyor...Karşı çıktığı durumlarda mantıklı bir açıklamamız yoksa kabul etmek zorunda kalıyoruz... Kendisini bir birey olarak kabul etme ve kabul ettirme yolunda ilerliyor bence... Bu konuda dikkat ettiğimiz en belirgin konu ona sadece ve sık sık ismiyle hitap etmemiz oldu. Şu an farklı bir hitap şeklini asla kabul etmiyor. Bu durum bizim için de geçerli tabii... 
En son geldiğimiz nokta; ben onu severken "canımmm" dedim...
 Bana "ben senin canın diilim anne POYRAZIM!"  dedi.
Şimdi napcaz doktor bey?
:))
Olsun anne mutlu:)


Sevgiyle....

31 Ekim 2017

!!!!!!ÇEKİLİŞ SONUCU!!!!

30 Ekim 2017

Çekilişimiz sona erdi...

Kazanan arkadaşımız Kuşların İzinde bloğunun yazarı Zehra Çelik Baltacı oldu. Kendisine mail yoluyla bilgilendirme yaptım. Umarım geri dönüş yapar :)

Arkadaşımı tebrik ediyorum :) 

Katılan herkese çoook teşekkür ediyorum ve devamı gelecek diyorum :)

Sevgiyle...


27 Ekim 2017

Neler oluyor?

Bazılarını yaşıyorum, bazılarını duyuyorum,görüyorum,bazılarının umudunu taşıyor; bazılarının yorgunluğunu taşıyamıyorum. Zaman akıyor, günler geçiyor ve çok şey oluyor...Bilmeye, takip etmeye yetişemiyorum... 

Her gün küçük mucizemin bana öğreteceği şeylerin merakı ve heyecanıyla uyanıyorum...İki yaş çılgınlıkları ve coşkusuyla bayağı hareketli günler yaşıyoruz. Öyle günler ki kendisinden başka bir şeye vakit ayrılamayan günler...

Ekim bitiyor...Dallarda yapraklar iyiden iyiye azaldı...Günde en az üç farklı kıyafet giyilebilecek sıcaklıklar hissediyoruz. Kış 'geliyorum' diyor...Beyaz örtüye hazır mıyız bilmiyorum...Gündüz yakıcı güneşle birlikte çaktırmadan esen rüzgar 'tam hastalık havasıyım' diyor...Geceleri zaten kalorifere el değmiyor. Sanayideki usta arabanın antifrizini -30 dereceye göre ayarlamalıyız diyor...Korkuyorum...

Sanki sadece 'ay benim dizim başlayacak'  demek için haftada bir gün oturup İstanbullu Gelin izliyorum. Ne buluyorum bilmiyorum...

Başladığım üç kitap var...Ayırabileceğim zaman dilimine göre sınıflandırdığım kitaplarımın bazen hiçbirini elime alamadan günü bitiriyorum...

Blogları elimden geldiğince takip etmeye, okumaya çalışıyorum...Gün içinde de aklıma geliyor, okuduklarımdan yola çıkarak kimin ne yaptığını düşünüyorum:)

dahamutluyuz acaba gezisinden döndü mü? (Döndü bu arada)
Büşra içini döktükten sonra rahatlayabildi mi?
Kiremit Hanem bu cuma nasıl bir kart hazırlayacak?
Aslıhan'ın Van İl Halk Kütüphanesi için başlattığı imza kampanyası ne durumda?
Doğuş Hakan Yılmaz'ın oluşturduğu blog ajandası nasıl bir gelişim gösterecek?
Hayat Cıvıltısı' nın başlattığı çekilişin kazananı kim olacak ? 
Mavi ve Edebiyat'ın yüksek lisans dersleri bayağı ağırlaştı galiba diyorum...
Blog dünyasının içinde olmak bir kez daha mutlu ediyor beni...

Van'da 29 Ekime kadar devam edecek kitap fuarı oldukça ilgi görüyor. Okul servisleriyle öğrenciler fuar alanına götürülüyor. Birçok çocuğun fuar ortamını görmesi sağlanıyor. Çok da güzel oluyor. 
Bazı şair ve yazarlar kendi kitaplarının bulunduğu stantta bekliyor. Yanında bulunan görevli 'yazarımız burada imzalı kitabını almak ister misiniz?' diyor. Nedense benim içim buruluyor...

Sabah gölden tuttuğu inci kefallerini arabasının bagajına koyan bir amca her gün 'taze balııık' diye bağırarak apartmanın önünden geçiyor.

Her gün kavgalarını, gürültülerini duymamak için müziğin sesini açtığımız üst komşum 4. bebeğini bekliyor...İlk üçüne üzüldüğüm gibi gelecek olana da üzülüyorum...

Oluyor.Oluyor.Bir sürü şey yaşanıyor.Dünyada.Ülkemde.Şehrimde.Kendi dünyamda. Hepsi hayra çıksın, mutluluğa çıksın diyorum.


Sevgiyle... 

25 Ekim 2017

Göz Bakar, Gönül Görür #AşıkVeysel

Yedi yaşında gözleri etrafa kapanan minicik bir beden...
Oyalanması düşüncesiyle babasının eline verdiği kendinden büyük bir bağlama...
Ardı ardına gelen acılar...
Etrafa kapanıp, yüreğe açılan gözler...
Hepsinin birleşimi unutulmaz değerler...
Hala 'benim sadık yarim kara topraktır' diyoruz...
Hala 'güzelliğin on para etmez,bu bendeki aşk olmasa' sözünün derinliğine hayran kalıyoruz...
Hala acılardan hayat bulan bu manaların dizilimine şaşırıyoruz...
Bazı şeylerin ölümsüzlüğünün yürekten geldiğini anlıyoruz...
Her daim saygı duyuyoruz...

Bir sanat eseri ne kadar halka mal olmuşsa, halkın içinde ne kadar yaşıyorsa; o kadar değerlidir...
Sanat eserleri ne kadar yaşıyorsa sanatçıları da o kadar bizimledir...
Veysel Şatıroğlu...
İyi ki doğmuşsun...
İyi ki Aşık Veysel olmuşsun...
İyi ki bu güzel halka ozan olmuşsun...
Dünyada kapanan gözlerin cennette açılsın...
Aydınlıklar içinde uyu...

DOSTLAR BENİ HATIRLASIN
Ben giderim adım kalır 
Dostlar beni hatırlasın.. 
Düğün olur bayram gelir 
Dostlar beni hatırlasın..

Can kafeste durmaz uçar 
Dünya bir han konan göçer 
Ay dolanır yıllar gecer 
Dostlar beni hatırlasın..

Can bedenden ayrılacak 
Tütmez baca yanmaz ocak 
Selam olsun kucak kucak 
Dostlar beni hatırlasın..

Ne gelsemdi ne giderdim 
Günden güne arttı derdim 
Garip kalır yerim yurdum 
Dostlar beni hatırlasın..

Açar solar türlü çiçek 
Kimler gülmüş kim gülecek 
Murad yalan ölüm gerçek 
Dostlar beni hatırlasın..

Gün ikindi akşam olur 
Gör ki başa neler gelir 
Veysel gider adı kalır 
Dostlar beni hatırlasın.



10 Ekim 2017

Annee Benim Propolisim Nerdee?


Gün geçmiyor ki 'bilinçli' anne çırpınışları içinde olan fedakar yüreklerin karşısına yeni maceralar çıkmasın... Her gün yeni bir stil,yeni bir akım, yeni bir yöntem... Karşısında merakla keşfetmeye çalışan biz anneler ve her uygulamaya yanıt vermesini beklediğimiz yavrular...
Yeniliklerin gerçekten yenilik olduğuna inandığım ve fayda göreceğimize inandığım her türlüsüne açığım. Ama artık hayretler içindeyim... Annelik öyle çılgın bir hale geldi ki...Ne yapmalıyım? Ne öğretmeliyim? Ne yedirmeliyim? Ne giydirmeliyim? 
Fark ettiğim hiç de masumane gelmeyen bir 'EN' mücadelesi var artık.
 'EN' zeki benim çocuğum olsun!
'EN' başarılı 'EN' yetenekli benim çocuğum olsun!
'EN' sağlıklı, 'EN' mutlu, 'EN'şık benim çocuğum olsun!
Tabii bitmiyor bu maddesel 'EN'ler ... Merhamet, hoşgörü, sağduyu, saygı, öz saygı, paylaşım... bunlar için pek de kayda değer bir uğraş söz konusu değil. Ya da sadece sözde kalan bilinçlendirme çabaları...
Minik yavrular şaşkın... Anneler hırslı...
Çocuklar ;
etkinlikten etkinliğe, haşlanmış etten buharda haşlanmış sebzelere, vitamin takviyesinden antibakteriyel kozmetik ürünlerine doğru savrulma halinde...
Abartmayı öyle seviyoruz ki...
Öyle körü körüne takılıp gidiyoruz ki bazı güncel akımların peşine...
Montessori...Artık coşup giden, durdurulamayan bir tarz...
 Montessori adı altında öyle işler, uygulamalar yapılıyor ki zavallı Maria Hanım (ruhu şad olsun) eminim mezarında pek de rahat değildir.
Peki çocuklar...Artık annelerinden korkar oldular...Çocukların o an bir çalışmaya istekli olup olmadığı anlaşılmadan sürekli direktiflerle yapılan etkinliklerden bıkmış hale geldiler...O an belki de sadece küçük arabasını alakasız yerlerde sürmek isteyen ve bundan keyif alacak çocuk; arabasını bırakıp pipete yüksük makarna geçirmek zorunda kaldı ya da bir kaptan diğer kaba mercimek boşaltmak zorunda...
Ek gıda serüveni ayrı...Takviye vitamin serüveni ayrı...Yurt dışından getirtilen koruyucu aşılar serüveni ayrı bir hal aldı...
Daha önce hiç görmediği avakadoyu çocuğunun burnunu tıkayıp zorla ağzına tepenler oldu...
Suratında felaket çağıran bir ifadeyle 'Ayy devletin aşılarını mı yaptırdınız?' gibi sorular sorarak yurt dışından özel olarak getirttiği aşıya ölümsüzlük iksiri muamelesi yapanlar oldu...
Evi kokuttuğu düşüncesiyle evinde balık pişirmeyip ne idüğü belirsiz markaların balık yağlarını kutu kutu çocuğuna içirenler oldu...
Yaz boyu üstü kirlenecek düşüncesiyle çocuğunu parka bahçeye götürmeyip damla damla D vitaminine umut bağlayanlar oldu...
Çocuklara sunulan neredeyse her içeceğin, yiyeceğin içinde artık annelerin damlattığı katkılar mevcut...
Şimdi de propolis...Ben yeni duydum...Yeni bir furya mı başladı yoksa ben gelişimleri yeterince takip etmeyen çocuğunun gelişimine hiç önem vermeyen bir anne miyim bilmiyorum...
Propolis en basit tanımıyla arıların ürettiği doğal bir madde imiş.Arılar bu maddeyi kovanlarının yalıtımını sağlamak için, kovanın temizliğini sağlamak için, kovanlarını dışarıdan gelecek zararlı madde ve mikroorganizmalara karşı korumak için üretiyorlarmış. 
Ne güzel değil mi? Aferin arılara...İçeriği ve faydalarıysa saymakla bitmiyor...
Şimdi birçok anne güvenilir yerlerden propolise ulaşma çabasında ve arayışında...
Biz henüz birinci şahıslardan yani üreticisinden bile gerçek bir bala ulaşamadık...'Öyle bal mı kaldı?' diyorlar. Ve anlattıklarından benim anladığım resmen arılara bal yapmayı öğretiyorlar...
Hal böyleyken bahsi geçen ürünün orijinali nerdedir,kimlere nasip olur bilmiyorum...
Evlatlar elbette hepimizin göz bebeği, elbette çabamız her şeyin güzelini iyisini onlara sunmak... Ancak kendimizi kaybetmeden...bu yolda kendimizi de çocuklarımızı da harap etmeden...Güvenilir kaynaklara başvurarak, iç sesimizi dinleyerek ve en önemlisi çocuğumuzun ihtiyaçlarının, beklentisinin farkına vararak... Anne babalara güzelliklere ulaştıcarak tüm çabalarında; çocuklaraysa böyle bir zamanda büyümeye çalıştıkları için her halükarda kolaylıklar diliyorum...

Sevgiyle...





4 Ekim 2017

ÇEKİLİŞ!!! HEM DE SEÇMELİ




İzleyici sayımın 100 olmasını sevinç nidalarıyla kutlamış ve bir de adettendir diye çekilişle kutlayacağımı söylemiştim hatırlarsanız. O gün bugündür düşünmekten yoruldum resmen. Hediye olarak neyi belirlemem gerektiğine dair onlarca fikir geçti beynimden. Sonuç olarak çook farklı bir şey buldum:
KİTAP
:)
Çünkü herkese hitap edebilecekti.
Çünkü beni izleyenlerin çoğunun ortak paydası kitaptı.
Çünkü kitaplar güzeldi.
Çünkü okumak güzeldi.
Çünkü okumaya vesile olmak da güzel olacaktı...

Sizler için iki kitap seti belirledim...Kazanan arkadaşım setlerden istediğini tercih edecek...Okurken not alması için bir defter ve kalem de onun olacak...Bir de pıtı pıtı şeyler göndermek istiyorum :) o biraz kazanan kişiye göre şekillenecek sanırım:)

Set-1

STEFAN ZWEIG

KUTULU 5 KİTAP

*SATRANÇ
*OLAĞANÜSTÜ BİR GECE
*BİLİNMEYEN BİR KADININ MEKTUBU
*BİR KADININ YAŞAMINDAN YİRMİ DÖRT SAAT
*KORKU

SET-2


FRANZ KAFKA

KUTULU 4 KİTAP

*MİLENA'YA MEKTUPLAR
*DÖNÜŞÜM
*DAVA
*BABAYA MEKTUP

Çekilişe katılmak için;

- Bloğumu izliyor olmanız 
-Çekilişi G+ hesabınızdan herkese açık olarak duyurmanız 
- Yorum olarak katıldığınızı belirtmeniz ve size ulaşabileceğim mail adresini yazmanız yeterli olacak.

Ek hak falan vermiyorum kimseye:) Ama isterseniz buradan beni instagramda da takip edebilirsiniz. Oraya da beklerim tabiki...

Çekilişin bitiş tarihi 30 Ekim 2017


Herkese bol şans diliyorum...


Sevgiyle...